24 04 2011

HAZİN BİR ENGİNAR ÖYKÜSÜ



cuma bizim burda pazar kurulur.
cuma sabah ben giderken kuruluyordu yeşilli morlu kırmızılı tezgahlar.
dişlerim kamaştı sabah sabah.
şöyle bir yokladım kendimi, önce domates mi çekti canım acaba dedim, ııh.
maydanoz mu ki bol limon sıkılmışından ıhhh.
roka, havuç, taze biber?
ııııhhhhh.
tam minibüsçü para üstünü uzatırken buldum; enginar be, enginar kamaşması bu.
koca gün işyerinde baktığım her yer enginar enginar göründü gözüme.
en son vurdum kapısını müdürün, ben enginar yemeliyim bugün dedim.
adam biliyor gözü dönmüş elektranın dersanede yıkıcı tahrip edici bir şeye dönüşebileceğini, siz gidin elektranım bugün erkenden dedi
yaldır yaldır minibüse koşup pazarın başında indim.
enginarcım var benim, her yıl bu aylarda görüşürüz kendisiyle.
ver dedim ordan bir tencerelik .
aldım enginarımı, ama tabii pazara dalmışken havucudur biberidir salatalığıdır sultani bezelyesidir maydanozudur limonudur elimi kolumu doldurdum. zaten kolumda spor çantam, günlük çantam, bildiğin toprağım deli ayten'e dönüştüm pazarda. her tezgahta elindekileri bırak çantandan cüzdanı al parayı ver üstü al, gene cüzdan çantaya çanta omza, dağıldım epey bir.
neyse el kol dolu bir de apartman kapısında koy torbaları, çanta aç anahtar bul kapı aç yine torbaları yüklen iki ele eşit dağıtıp falan.
eve vardım, ama kan ter.
e akşam yemeği vakti de. sıpa aç melül gözlerle bakıyor falan, evde de bu gece sıpayla yalnızız. torbaları yerleştirmeden yemek hazırlıklarına giriştim tabii. torbalarla ilişkim salata için eğilip taze malzemelerden üç beş almakla sınırlı kaldı, başıma geleceklerden habersiz salata yaparken enginarı belki üç değişik biçimde tükettim hayalimde bayram sabahı için ayakkabısını başucuna koyan çocuk sevinciyle.
yemek ye, makineyi boşalt,bulaşığı boşalan makineye koy, bir yemeküstü çayı iç yaptıktan sonra enginarla buluşmaya mutfağa doğru seğirttim.
seğirttim ama enginar yok.
mutfak zeminine yayılmış torbaları belki 100 kere karıştırıp, dolabın kapağını 200 kere falan açıp kapamışımdır.
ama yok... enginarları tüm o alışveriş trafiği içinde bir yerlerde bırakıp gelmiştim işte.

ama var ya, dünya başına yıkılıyormuş insanın, başka türlü yıkılmasın tabii de, o an nükleerden, yaklaşan deprem tehlikesinden, ülkenin giderek boka batmasından falan daha önemli bir şeydi bu benim için.
ağlayabilirdim tabii...
geç vakit eve gelen hakan'ı ısırdım gelir gelmez gereksiz yere,feleği şaştı adamcağızın. ne oldu bugün yaaa? dedi. enginarlarım dedim, yoklar.
allahtan adam alışkın, televizyon aşermiş de gecenin bir yarısı elalemden ödünç küçük televizyon bulmuş getirmiş bir kaderi yaşadı o elektranın kocası olarak. neyse, yarın alırız yenilerini falan gibi anlamsız sözler sarfetti, ama ona da gülmemek lazım mevzuu anlamsız.
sabah derin bir nefes alıp haybeden gelmiş haftasonu günü tatili mutluluğu ile kahvaltı hazırladım, uyandırdım herkesi, güzel güzel kahvaltı ettik. masadaki pazar ganimeti mis domates, çıtır biberleri falan gördükçe, yedikçe için için içim cız etti, ablama da anlattım sofrada, benle biraz dalga falan geçtiler, mevzuu kapandı.

hayır hayır,kapanmadı. devamı çok güzel.

ablam bir ara bakkala gitti, 15 dakika sonra kapıyı anahtarıyla açıp Elektraaaa, baksana bir yol diye seslendi bana . korkutma beni yaaa diyerek kapıya seyirttim ki, elinde enginar torbam, benim enginarlarım. merdivenlere bırakılmış, bunlar senin mi ya dedi ablam, benim dedim, benim enginarlarım onlar. inerken yokmuş, dönerken görmüş, korkmuş da biraz tabii, korka korka bakmış, enginar görünce acaba mı demiş, girmiyor ki içeri benimkiler değilse geri bırakacak. valla nüfus cüzdanı ile almadım, ama kalben bildim, bunlar benim enginarlar.
neyse işte, evde bir bayram havası. elektranın enginarları bulundu falan. dakika sektirmedim, izlediğim big bang theory'yi falan bırakıp dakikasına pişirdim enginarları. ilk lokmayı yuttuğumda neler hissettiğimi başka bir yazıya bırakmalıyım bence.
son olarak diyorum ki;
ENGİNARINI ÖZGÜR BIRAK, DÖNERSE SENİNDİR, DÖNMEZSE ZATEN HİÇ SENİN OLMAMIŞTIR.

18 katılım:

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Kızım, ne hazini?!! En şahanesinden yenmiş enginar hikayesi bu!
Ohh, afiyet olsun. :))

Not:
Demek başka bişey isteseymişin o olacakmış, diyerek son saniyede kızdırayım seni ;)

elektra dedi ki...

hahahah:) acaip bir öykü bu, yani bu hayatta o kadar isteğime burunkıvır evrensel şey olaraktan, gel enginarla olan aşkıma saygı duy. olacak iş değil, şaka gibi.

Nehir İda dedi ki...

O kadar faydasına hürmeten belki de:)

Bu arada ben ankara da doğru dürüst enginar bulamıyorum hiç fırlamış karaciğer değerlerim için yemem lazım diye aradım geçen sene bulduklarım bir acaipti ta antalyalardan istemiştim.

şule dedi ki...

enginarı severim zaten ama bundan sonra ne zaman yesem, sen geleceksin aklıma elektram :)
televizyona as erme hikayeni de ayrica dinlemek (okumak ) isterim bir ara.
öperim çok çok.

neo dedi ki...

mutlu sonla bitmiş ya ben ona bakarım, hazin mazin diyil bu hikaye :) bi de bana kırmızı renkli yün almak üzere beşiktaş'a gittiğim, başka renklerde yün alıp eve geldiğim ve de yünlerin içinde kırmızıyı bi yerlerde unuttuğumu fark ettiğim o cumartesi gününü hatırlattı bu hikaye bana :) benim kırmızı geri gelmedi ama ühü.

Lilium Bosniacum dedi ki...

ben hayatımda hiç enginar yemedim teyze :) (sezercik tonlamasıya) :) tarifini verseniz, ben deyapsam bir tadına baksam diye düşündüm. he bizim orda yetişmez burda da firast olunca gözüme hiç cazip gözükmediğinden ve ben yemek seçen biri olduğumdan yemedim. ama belki kendim pişirsem...

tavsan dedi ki...

Muhtesem:)) Afiyet seker bal olsun:)

elektra dedi ki...

Ebru, evet çok faydalı diye biliyorum ben de, dediğin gibi karaciğer üzerinde restart etkisi falan yapıyormuş. ama faydalı olmasaydı da ben enginar aşerir dururdum valla. Ankara'da olmaması, yani iyisinin ilginç. Enginarın habitatı hakkında bilgim yok, ama sanki her yerde olur gibi gelmiştir hep bana. marketlerde konserve falan, ya da dondurulmuş olanlar var, ama onlar karşısında ben de senin gibi düşünüp almamayı tercih ediyorum. Burdan yollayayım ben sana. valla...

elektra dedi ki...

enginar demek elektra demek elektra demek enginar demek şulem:PP ama cidden evladiyelik hikayem oldu enginara dair. yaşlanınca torunları bu hikaye ile bayarım artık ben. :D tv. aşermesi hikayesi gerçekten traji komiktir. bir ara anlatayım ben sana onu. aslında hakan'ın anlatması gerek o hikayeyi aman bir utandırır beni anlatırken bir görsen:))) öperim...

elektra dedi ki...

neocum, enginarımı kaybetme anım çok hazindi ama , düşündükçe halen içim burkuluyor:P demek kırmızı yün hikayen var senin de, o zaman sen beni en iyi anlayansındır bu hikayede, nasıl fena oluyor insan di mi? ama seninki hazin de bitmiş. ama olsun, sana da aynı teselli mottosunu yazalım: kırmızı yününü serbest bırak, dönerse senindir, dönmezse zaten hiç senin olmamıştır:)))

elektra dedi ki...

liliummm, merabaaa:) hiç enginar yemeyen bir insanım dedin ya, saylonlu gibi killingonlu gibi bir şey geldi gözümün önüne, billaaa. hiç olurmuuuu???? hemen en basit tarifimi paylaşarak aramıza katalım seni: 4 orta boy enginarı al. böyle irice küp biçimnde doğra. 2 yeşil soğanı -ince olsunlar- mincik mincik doğra. sızma zeytinyağında soğanları çevir. tam o esnada ekmek banmak da serbest. soğanlar yumuşayınca bir tatlı kaşığı kadar- tepeleme olmasın,serpme usulü biraz işte- un serpiver üzerlerine çevir unu da biraz kavur. enginarları at tencereye, üzerlerini geçecek kadar suyu koy, kaynat kıs altını yumuşasınlar. böyle hafif koyu bir su elde ettiysen un serpmede kıvam tamam demektir. neyse, enginarlar yumuşayınca bildiğin limonlu yumurtalı terbiye yap. ben 1 yumurta sarısına 1 tam sulu limon sıkıp yapıyorum. ekşi oluyor, ekşiyi severim. ekşiyi pek sevmiyorsan yarım limon dene. terbiyeyi de yaptıktan sonra dere otu serp iki tıkırdat kapat altını. sakın buzdolabında bekletmeden yeme. hatta ben ertesi gün yemeni öneririm. afiyet olsuuun. Sevgiler çok.

elektra dedi ki...

Tavşan ve minik tavşan, ama siz okumayın yaa, ben eskiden beri hamile bloggerlar böyle nadir de olsa yazdığım yemek yazılarına yorum yapınca yerin dibine geçiyorum utançtan. ya canları istediyse diye ölüyorum sıkıntıdan. yapıp da yollarım böyle bir şeye yol açtıysam, :((((ama teşekkür ederiiiim:)

Nehir İda dedi ki...

Çok teşekkür ederim:) Kereviz yiyorum her gün 1 tane enginar da bir akraba var antalyadan getiriyor yolu düştükçe.
Kronik rahatsızlığım var kullandığım ilaç karaciğer değerlerimi bozuyor ilacı da bırakamıyorum alternatif tıbba güvenmeye başladım:)
Sevgiler.

elektra dedi ki...

Ebru, biliyorum yazılarından sıkıntını yazdığın kadar tabii, yoksa biliyorum demek ne ukalaca bir tutum hastalıklar karşısında. :) Kereviz de mi böylesi bir etkiye sahipmiş? bak onu da çok severim ben. Neyse, aklında olsun, teklifimde ciddiyim , pazara gittiğimde bir torba da sana :))) benden de sevgiler:)

tavsan dedi ki...

Ya sen ne kadar dusuncelisin ya:)) Yapip yollamasi zor olur; enginar severim ama canim cekmedi merak etme. Zaten bir aksilik olmazsa kardesimi evlendirmege gelicem bi haftaligina, o zaman yerim; zaten gelmeden siparis veriyorum anneme genelde:) Hmm, bakla istiyorum ben evet.

elektra dedi ki...

tavşan, tamam bakla yollayayım:) demek kardeş evleniyor, benim bir kardeşim var, evlenmeye hiç yanaşmıyor, bizi sinir ediyor. göbek atmak falan istiyoruz iki abla olarak. senin kardeşinin düğününe gelelim miiii?:)) bakla da getiririm hem.

GÜL ve YAPRAK dedi ki...

Ha ha haa! :)))

O büyülü sözü (Özgür bırak, dönerse senindir,dönmezse zaten hiç senin olmamıştır) beni terk eden sevgilim için söylemiştim kendime. Yoksa o da bir enginar mıydı? :)))

Hımmm... Bu gerçekle yüzleşmem zaman alabilir. :/

elektra dedi ki...

gül ve yaprak:) gerçekler acıdır, enginar gerçektir, o halde enginar acıdır... demeyeceğim....:)))