
foto
üniversitenin ikinci günüydü.
çaylak nam bir edebiyat fakülteli olarak in merdiven çık merdiven, o odaya gir profesörden imza al, şu bölümü bul ortak ders listesinden canının çektiği bir ders bul koşturmacasında koca binanın içinde kendimi azıcık şaşkın, çokça bu mudur ya üniversite bıdırdanması içinde ortama uydurmaya çalışıyordum.
ders mers başlamadığı için henüz, o kalabalık içinde birilerini kendime yakın da hissedemiyordum tabii.
bir ara sonraları fakültemin en seveceğim yeri olan 2. kata çıkan merdivenin sahanlığındaki kocaman camın önündeki pervaza oturup bir sigara yaktım.
hem soluklanmak hem de uzun bir süre benim diyeceğim bu güzelim mekanın havasını hissedebilmek için.
pervazın diğer ucunda kumral uzun saçlı, uzun kloş etekli,çantasını kucağına koymuş ve sıkıca sarılmış ve benimle aynı ruh halinde olduğunu cuk diye duyumsadığım bir kız oturuyordu.
tam da onu incelerken çaktırmamaya çalıştığım bir merakla, o da bana döndü yüzünü.
baktık birbirimize, gülümsedik. ben kalktım yanına gittim.
merhaba...
merhaba...
bölüm?
aaa ben de...
ders seçimin bitti mi?
benim de 4 kredi eksik...
teoman bey kaldı imzalatmadığım.
ben de şimdi onun odasına gideceğim.
e birlikte gideriz.
şurda bir kafe varmış, işimiz bitince çay?
karnımızı da doyuralım mı, ben öldüm açlıktan.....
öyle işte.
bir dostluğun nasıl kurulduğuna baktığında geriye dönüp bazen bir ses, bazen bir koku, bazen bir söz asılı kalır sürecin en başında.
bizim dostluğumuzun başlangıcında benim cephemden bakıldığında onun kocaman ela gözlerindeki ben dost olunabilecek kadar güvenebileceğin biriyim bakışı var onunla ilgili anılarımda.
ki o gözler , o kırıldığında, üzüldüğünde ya da hep benim şu sözlerimle geri çağrılmıştır: bakma öyle ölü balık gibi, dayanamıyorum...
4 koca yıl dipdibe fakültede, sonrasında uzunca bir süre aynı şehirde ayrı uğraşlarda da olsak, sıkça ona bana gidip gelmelerle hep birlikteydik.
sonra o evlendi,
gezmek zorunda oldukları bir işi vardı kocasının.
kıbrıs, azerbaycan gibi türkiye dışını da sayarak konuşursam, gezmedikleri yer kalmadı türkiye'de.
telefonlarla ulaştık birbirimize.
bir gün hiç unutmam, muş'taydılar, telefon çaldı, o:" benim burada ne işim var" dedi ve ağlamaya başladı. nasıl sakinleştirdim, nasıl vazgeçip onunla ağladım telefonda, canım onunla birlikte nasıl yandı....
neyse, şimdilerde artık daha keyifli yaşadıkları bir yerdeler.
iki oğlu oldu.
sadece birini o da bebekken görebilmiştim.
neyse tabii son 6 yıldır falan internet sayesinde daha rahat görüşürüz olmuştuk tabii. fotoğraf yolla, fotoğraf al. yazış falan .
cuma günü telefonum çaldı, biz istanbul'dayız, ama işimiz var, koşturmak zorundayız, bir-iki saat olsun görüşelim mi dedi.
bugün buluştuk...
buluştuk ve ona dedim ki, bütün bu yaşadığım iyi kötü şeyi yaşarken, en çok senin yanımda olmanı isterdim, seni çok özledim...
ölü balık gibi bakma tamam dedim ardından, ağlar çünkü o biliyorum....
2 katılım:
elektram ben senle universiteden beri arkadas olmak isterdim. bunu hissettim okurken. senin dostun olmak cok guzel bir sey cunku. sıcak ve guvenilir ve komik ve eglenceli...
neyse, ne demis atalarimiz? gec olsun guc olmasin :) tanistigimiza memnunum...
şulem, bir alıntı ile yanıtlayacağım şu güzel yorumunu: "gayet şirin geldi dillerin DOSTUM..." merhaba:)
Yorum Gönder